Bir şehri güzel yapan şeyler nelerdir? Tarihi, manzarası, binaları, kafe-restoranları, barları, kültür-sanat aktiviteleri, canlılığı, çeşitliliği ve hatta içinde yaşayan insanları..

Birkaç gün öncesine kadar bana bu soruyu sorsalardı, işte bunları sıralardım. Yani, bana göre İstanbul'u ve muhtemelen dünyanın pek çok diğer büyük şehirlerini tanımlayan bu özellikleri söylerdim. Ama son günlerde bu listeye çok önemli bir madde daha ekledim. O da şehrin içinde, yemyeşil, tertemiz, oksijen dolu, herkesin ulaşabileceği ve özgürce keyfini çıkarabileceği parkların bulunması.
Evet, Londra için Hyde Park'tan bahsediyorum. Tabi Hyde Park, Londra'da bulunan 8 parktan sadece biri. Ama alan olarak en büyük park olma özelliğini taşıdığı için, hem daha çok biliniyor, hem de daha fazla etkinliğe ev sahipliği yaparak daha çok ziyaretçiyi ağırlıyor.
Hyde Park ve bitişik komşusu Kensington Gardens, yaklaşık 250 hektarlık bir alanı kaplıyorlar ve şehrin tam göbeğinde yer alıyor. İçinde biri büyük, biri de daha ufak iki göl bulunuyor (aslında eskiden ikisi birbirine bağlıymış). Her ikisinde de ödekler, kazlar ve türlerini tam bilemediğim farklı kuş türleri salına salına yüzüyorlar. Çoğu artık insanlarla arkadaş haline gelmiş, elden beslenmeye ve çocuklarla oynamaya alışmış. Mesela, ben bugün Round Pond gölünde yandaki ördek ailesiyle tanıştım, onlara yem atmamdan ve fotoğraflarını çekmemden çok memnun kalmış görünüyorlardı.
İsterseniz Sepertine gölünde kayık kiralayarak ya da göl kenarında bol miktarda bulunan şezlonglara uzanarak, gölü ve içinde yüzen kuşları keyifle izleyebiliyorsunuz. Gölde yapılan diğer bir aktivite de yüzme. 3 tarafı masmavi denizlerle çevrili bir ülkeden gelmiş biri olarak, işte bu aktiviteye pek anlam veremiyorum. Bence mantıksız olmasının iki nedeni var. Birincisi burada hava her daim serin ve yağışlı, dolayısıyla gölün yılın herhangi bir mevsiminde adam gibi yüzecek sıcaklığa ulaştığını hiç sanmıyorum. İkincisi ve en önemlisi de, gölün temiz olmaması. Tamam, Sürekli yağan yağmur temiz su getiriyordur belki ama, sonuçta içinde yaşayan bir çok hayvan var. Ama onları da anlamak lazım tabi, yüzülebilecek mavi denizlerden oldukça uzakta yaşıyorlar.
Parkın doğası kelimenin tam anlamıyla insanı büyülüyor. Eminim baharda ve yazın da ayrı güzeldir ama sonbaharı özellikle çok romantik ve etkileyici. Her köşesi sanki başka bir ressamın yağlı boya tablosuymuş gibi duruyor. Yol kenarlarındaki banklarda oturan insanlar, spor yapanlar, bisiklete binenler, köpeğini gezdirenler, futbol, rugby, freezbee oynayanlar, ve hatta hiç bir şey yapmadan çimlerin üzerine uzanmış etrafı seyrederek hayaller kuranlar.. Bence insanların bu halleri de parka ayrı bir güzellik katıyor.
Parkın böyle çeşitli aktivitelerle dolu bölgeleri olduğu kadar, inanılmaz bir sessizliğin hakim olduğu bölgeleri de var. Böylesine büyük bir metropolde doğayla iç içe, sessiz ve sakin yerlere sahip olmak demek; şehrin karmaşasından, stresinden kaçmak ve kendini yenilemek için ideal çözüm demek. İşte bu açıdan bakınca, daha da bir şanslılar İnglizler!
Sanırım aslında İngilizler değil, Londra'lılar demeliyim. Çünkü Hyde Park da en az Londra kadar metropol. Araplar, Hintliler, Fransızlar, Almanlar, İnglizler, Asyalılar.. Ben bugün sadece bu saydığım milletlerden insanlar gördüm ama eminim hemen hemen her milletten insan bulmak mümkündür bu kocaman alanda. İşin ilginç ve bir o kadar güzel yanı da kimsenin kimseye karışmıyor ve hatta bakmıyor olması. Bu Londra'nın genelinde geçerli bir durum zaten ama sanki parkta daha bir belirgin. Bir yanda bir Arap şeyhi ve 4 çarşaflı karısı göl kenarında otururken, onların tam karşısında öpüşen Fransız bir çift, diğer yanda da oyun oynayan hintli çocuklar görmek hiç de şaşırtıcı değil. Daha da güzeli, hepsinin birbirine saygı duyuyor olması.
İstanbul'un ortasına Hyde Park gibi güzel bir park yapıldığını ve girişin ücretsiz olduğunu düşünün. Ön yargılı olmak istemiyorum ama sizce bu kadar özgür, bu kadar saygılı bir ortam yaratmak mümkün olur muydu?
İşte bu ortamı yaratmayı başardığımız ve insanlara bu hoşgörüyü aşıladığımız gün gerçek anlamda gelişmiş bir ülke olacağız bence.
Uzun lafın kısası, Hyde Park'ı, Londra'yı Londra yapan, tam kalbinde yer alan bir yenilenme noktası olarak tanımlayabilirim. Ve bu sene orada oldukça sık vakit geçireceğimi şimdiden hissedebiliyorum..


