Teknoloji kullanımında, yeni ürünleri denemekten, onları ilk kullananlardan olmaktan ve hızla yeniliklere adapte olmaktan büyük keyif alıyorum.Şimdiye kadar Windows'lu farklı bilgisayarlar da kullandım, Macbook Air de. Cep telefonu konusunda ise skalam çok daha geniş. İlk cep telefonum Ericsson T10'u 2001 yılında almıştım. Sonrasında ben de Nokia'nın büyüsüne kapılanlardan oldum tabi. Son zamanlarda ise kendimi sıkı bir Blackberry kullanıcısı olarak tanımlayabilirim. iPhone'u tercih etmememin en önemli sebebi klavyesinin olmamasıydı. Tam olarak nedenini bilmiyorum ama ilk çıktığı zamandan bu yana iPhone'a karşı hep biraz önyargılı oldum. Bir yandan kullanışlı uygulamalarına özenirken, diğer yandan dokunmatik klavyesini eleştriyordum.Yeni ürünleri denemek için duyduğum istek sürekli iPhone önyargılarımla çelişti. Aynı duyguyu iPad çıktığında da hissettim. iPad'in gerekliliğini sorguladım hep ve iPad alacağıma tablet bilgisayar alırım diye düşündüm.
Taa ki, bir hafta öncesine kadar. Imperial College Business School tarihinde ilk defa ve sadece bizim bölümün öğrencilerine özel olarak iPad2 hediye etti. iPad'leri aldıktan sonra konuştuğum arkadaşlarımla, bu zamana kadar hep aynı şeyi düşünüyormuşuz. Çoğumuz "Aslında çok güzel duruyor, ama çok da kullanışlı değil sanki." ikilemini yaşamışız. Tabi, hediye olarak alınca cümlenin "ama.." ile başlayan bölümü tüm önemini kaybetti.
Kutusunu açtığımda en çok şaşırdığım nokta içinden herhangi bir kullanma klavuzu çıkmamasıydı. Adeta "Kullanmayı kendi kendine öğrenecek kadar zeki değilsen alma!" der gibiydi. İşte bu andan itibaren Apple teknolojilerinin genel konseptinin ne olduğunu daha iyi anladım, tasarım üstünlüğü ve sadelik. Bu özellikler ürünleri kullanmaya başladığınızda gerçekten de kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlıyor. Çok kısa bir süre sonra kullanma kılavuzuna gerek kalmayacak kadar sade olduğunu kendiniz de anlıyorsunuz.
Okul sağolsun, iPad'leri hediye etmekle kalmayıp bir de IT support ve yüklenmesi tavsiye edilen uygulamalar listesi verince, iPad bizler için gerçekten tadından yenmez bir hal aldı. O akşam neredeyse sabaha kadar oturup tüm özelliklerini kurcaladım ve bir sürü uygulama yükledim. Ertesi gün okulda bölüm direktörümüz: "Artık iPad'iniz olduğuna göre defter ve kalem getirmenize gerek yok, bu bölümün özelliği "paperless" olmasıdır." deyince, bir anda iPad benim için değişik bir oyuncak olmanın ötesinde, kullanışlı bir araca dönüştü.
Evet gerçekten artık okula defter götürmüyorum. Hocaların anlattıkları slide'lar pdf olarak dersten önce bölümün sitesine yükleniyor. iAnnotate, Goodreader gibi uygulamaları kullanarak slide'ların üzerine istediğim notları alabiliyor, istediğim yerlerin altını çizip oklar çıkarabiliyorum. Şimdilik tek sıkıntım, kullanma hızım. Dokunmatik klavyesi oldukça büyük, bu yüzden kullanmak zor değil ama yine de deftere not alır gibi hızlı not alamıyorum. Bunun da çözümü zamandır diye tahmin ediyorum. Yani bir süre sonra ben de iPad'de 10 parmak yazar hale gelirim :)
iPad kullanmaya başladıktan sonra önemini daha iyi anladığım bir şey de Steve Jobs'ın vizyonu oldu. Bence onun başarısı Mac, iPhone ve iPad gibi ürünleri yaratmakla sınırlı değil. Teknolojiyi hayal edilenlerin ötesine taşıyıp insanların gelecek ihtiyaçlarına yönelik çözümleri bugünden tasarlayacak ve gerçekleştirecek bir vizyona sahip olması.
Malesef, iPad'i aldığım aynı hafta içinde Steve Jobs'ın ölüm haberini aldım ve gerçekten büyük bir üzüntü duydum. Umarım Apple onun vizyonu ışığında hayatımıza farklı güzellikler katmaya devam eder ve Jobs'ın şu ünlü sözleri her zaman Apple'ın vizyonunda yer alır: "Stay hungry, stay foolish."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder